ENERJİ POLİTİKALARININ TOPLUMA ETKİLERİ

10. TMMOB Enerji Sempozyumu’nun Samsun ayağındaki etkinlikleri MMO Enerji Çalışma Grubu Başkanı Oğuz Türkyılmaz’ın yönettiği “Türkiye’de Uygulanan Enerji Politikalarının Topluma Etkileri” paneli ile son buldu. TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Torun, enerji politikalarının sonucunda hem insan hem doğa kıyımı yaşandığına dikkat çekti. Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuk Komisyonu Üyesi Avukat Burhan Uyan enerji hukuku anlamında da facia yaşandığını bildirdi. ELDER Temsilcisi Şadi Büyükkeçeci ise kaçak elektrik politikaları başta olmak üzere dağıtım şirketlerinin uygulamalarını savundu.

Enerji Politikalarının Sonucu Katliam
TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Torun, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü nedeniyle yitirdiğimiz madencileri anarak konuşmasına başladı. Enerji tüketimindeki adaletsizliğe dikkat çeken Torun, enerjideki özelleştirmelerin ardından oluşan yapıya ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı:
“Enerji fiyatlarında düşüş, kalitede yükselme olacağı, mülkiyetin tabana yayılacağı söylemleri tamamen boş çıkmış; kamu tekelleri yıkılmış, bugün ulusal tekeller hakim olmuştur. Şirket birleşmeleri, yabancı satın almaları gündemde. Bunu da EPDK enerji sektöründe konsolidasyon olarak ilan etmekte. Bu uygulamalar sonucunda dışa bağımlılık da artmış. Sektörde uygulanan taşeronlaşma ile emek sektörü de büyük zarar görmüştür. İşsizlik artmış, iş güvenceleri ellerinden alınmış, ücretlerde reel anlamda ciddi kayıplar söz konusu olmuştur. Hesapsız kitapsız yapılan planlamalarla, kömür ocaklarında iş kazaları iş cinayetlerine dönüşmüş, hatta Soma`da olduğu gibi katliamlara dönüşmüştür. Plansız ve özellikle daha çok kar amaçlı yapılan tahribatlarla çevre katliamları yaşanmıştır.”
Enerji alanının sanayi ve büyüme ile birlikte planlanması gerektiğini belirten Torun, “Arz-talep derken ciddi bir hata söz konusu. Düşük katma değerli, çok enerji tüketen alanlar dikkate alınarak yapılan talep projeksiyonları, sermayenin daha çok derelerimize doğamıza saldırmasının önünü açıyor. Tüketimin yüzde 55 civarını elektrik ark ocakları, çimento ve seramik ile AVM`lerde tüketiliyor. AVM`lerde yanılmıyorsam yüzde 15 civarında son rakamlar. Biz bu tüketim ihtiyacını doğru kabul ederek yaparsak, gelecek yıllarda çok daha fazla enerjiye ihtiyacımız var gibi görünecek. Dolayısıyla enerji kimin için lazım bunu sorgulamamız gerekiyor.”
Hükümetin yeni açıklanan programının 10-12 yıldır uygulanan özelleştirme ve piyasalaştırma politikalarının değişmeden devam edeceğini gösterdiğini belirten Torun, önerilerini de şöyle sıraladı:
“Dünyayı saran kriz ve durgunluğun mevcut kapitalist sistem içerisinde aşılamayacağı aşikar. Kamu mülkiyeti, kamusal hizmet ve tolum yararı esas alan demokratik ve katılımcı bir planın, toplumsal kalkınma perspektifinin oluşumunun önemli olduğunu düşünüyoruz. Ezberin bozulması açısından emekçilere yönelik bir politika üretmek ve program ortaya koymanın önemli olduğunu düşünüyorum. Dışa bağımlılığı en aza indirecek yerel kaynakların akılcı kullanımı önemli, su hava, toprak ve doğal varlıklarımızın da korunmasını esas almak bir zorunluluktur. Bütünleşik bir kaynak planlaması olmazsa olmaz bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.”
Hukukta da Durum Facia
Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuk Komisyonu Üyesi Avukat Burhan Uyan, ön ayakları olmayan Yatağan`da doğmuş buzağı görüntüsü eşliğinde yaptığı sunumunda, çevrenin insanın göremediği bir yaşımı içinde barındırdığına dikkat çekerek, “Kaz dağında altın çıkaracaklar. Toprağı yeniden temizleyip yerine koyacağız. Yok ettiğimiz bakteriyoloji yok. Ama o toprak ölü. Bakteri ve mikrop diye bir şey yok bakanlığın terminolojisinde” dedi.
Yaşamı yok ederek enerji elde etmeye dayalı anlayışı eleştiren Uyan, “Yaşamını yok ettiğimiz insanlar biziz, çocuklarımız. ÇED raporu; bu ülkenin satılıp, dağın taşın talan edilmesinin önündeki engeli kaldırmaktan başka bir şey değil gibi geliyor bize” diye konuştu. ÇED raporlarında kömür analizi, sondaj raporu gibi gerekli parametrelerin bulunmadığını ifade eden Uyan, “Uzman bilirkişi raporları olmasa facia durumundayız” dedi. Verilerin gerçekçi olmadığını da rüzgar hızı örneğiyle açıklayan Avukat Uyan, yerdeki rüzgar hızının rapora yazıldığını, oysa dikilen bacanın 65 metre yukarıda olduğunu ve oradaki rüzgar hızının farklı olduğunu söyledi.
Avukat Burhan Uyan, Sinop Nükleer Santralı ile ilgili sorular üzerine, tahkim nedeniyle iptal durumunda santral parası kadar ödeme yapılmasının söz konusu olabileceğini belirtirken, iptale ilişkin olarak Japonya Barolar Birliği ile irtibata geçtiklerini, Japon iç hukuku açısından bir uygulama olanağı olup olmadığını araştırdıklarını açıkladı. Karadeniz`de kıyısı olan barolara da yazılar gönderdiklerini kaydeden Uyan, 2016`da uluslar arası bir konferans düzenlemeyi planladıklarını, uluslararası hukukta çok yeni olan bu konuda belki de içtihat yaratılması gerekeceğini söyledi.
ELDER`den Savunma
Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği`nden (ELDER) Şadi Büyükkeçeci, TEDAŞ zamanında kayıp ve kaçak miktarlarının “sabunlandığını”; aralık ayında “hayali tahakkuklar” yapılıp ocak ayında iptal edildiğini söyledi. Doğu`da yıllardır kaçaklara göz yumulduğunu ve gelenek haline geldiğini ifade eden Büyükkeçeci, şöyle konuştu:
“Kaçak kullanmayan ayıplanır hale geldi. Resmi daireler, askeriye, orada çalışan memurlar dışında para ödeyen yok. Sulamacılar da kaçak kullanım çok fazla. EPDK dedi ki ben size oranlar veriyorum, her yıl düşüreceksin, düşürürsen üstteki para senin, düşüremezsen ben bu parayı alırım. 3 bölgeyi çıktığımızda kayıp ve kaçak oranı aşağı yukarı OECD seviyesine gelmiş durumda. Onlar çok üzerine gittiler. Doğunun özel durumu nedeniyle orayı bir türlü düzenleyemediği için, kesmeye gittiğinde, oranın vali kaymakamı ‘Biz burada sorun istemiyoruz` şeklinde bir sürü işlerle karşılaştılar. Araçları yakıldı, adamlar dağa kaldırıldı. Böyle bir sıkıntıdan dolayı oranın kayıp ve kaçaklarında bir düzeltme yapıldı.”
Dağıtımın “tabiatı itibarıyla tekel” olduğunu kaydeden Büyükkeçeci, Rekabet Kurulu`nun uyarısı nedeniyle perakende sektörüyle ilgili değerlendirme yapamayacağını bildirdi. Dağıtım şirketlerinin sürekli denetim altında olduğunu ileri süren Büyükkeçeci,  sempozyumda dile getirilen eleştirilere de özetle karşılık verdi:
“-Devir alındığında yatırımlar yeteri kadar mıydı? 2.85 milyarlık yatırım, özelleştirmeden sonra 8.5 milyara çıktı. Yılda 2 milyar dolarlık bir yatırım yapmayı biz taahhüt ediyoruz. Dağıtım şirketleri öz kaynaklarıyla veya krediyle yapıyor Devletten para çıkmıyor.
-TEDAŞ tahsilat yapamıyordu. Şu anda dağıtım şirketlerinin tahsilatı yüzde 95‘ler seviyesinde ve teknolojik yatırımlara önem veriliyor.
-Dağıtım şirketleri kur nedeniyle zararda. İhalede gaza geldiler mi diyeyim. Bu para herhalde devlete de hibe olarak kalacak gözüküyor. 2030`a kadar ödeme görünmüyor.
-Elektrik fiyatları TÜFE ve TEFE altında artış gösteriyor. Okuma dönemleri sarktığı zaman fiyat değişti sandılar. 30 günlük normal ödemelerde çok bir artış yok. Elektrik şirketleri kendi kendine zam yapamaz, düzenlemeye tabii.
-Aydınlatmadan devlet bize 300 milyar borçlu. Fatura ettiğimiz halde İller Bankası`ndan bize ödemeyi durdurdu devlet. Biz finansman yönünden de bayağı bir içerdeyiz. Yılbaşından sonra paranızı vereceğiz diyorlar, faiz de işletmiyorlar.
-6446`da sosyal tarife var, bunun hayata geçmesini istiyoruz. Her aileye hem kaçağın önlenmesi, hem de bu ailelere yardım olması bakımından kömür veriyorsunuz, diğer yardımı veriyorsunuz, çocuk parası veriyorsunuz, 150 kilovat saate kadar ayda 75 lira gibi bir elektrik parasını siz bu ailelere ödeyin. Bu hem doğudaki hoyrat kaçağı önler. Adam bedava diye bir evin kullanacağının 5 katını kullanıyor. Her bakanlık bunu üstünden atıyor. Enerji, aile yapsın diyor, aile enerji yapsın diyor. Dar gelirlileri rahatlatacak bir projedir.
-İstihdamda doğrudan ya da dolaylı olarak 100 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. Vergi SSK ile 760 milyon dolarlık bir kaynak sağlıyoruz. Eğitimleri çok fazla artırdık.”
Keçeciler, sorular üzerine de, “Ben bizzat 3-4 patrondan duydum. Biz dediler; ‘Çok yanlış bir işe girmişiz. Elektrik dağıtım bizim işimiz değil.` ‘Devlet verdiğimiz parayı versin, geri verelim` diyen patron da biliyorum. Çalık Mitsubishi`ye kendi şirketini ortak yaptı. Bir firma Çinlilerle görüşüyor. Osmangazi`yi yine bir Çinli şirkete devlet satmak istiyor. Durum kötü.”
Dünya Ekonomisinde Yeni Saflaşmalar

Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, içindeyken su ısıtıldığında ısınmayı fark etmeyen kurbağa hikayesinin küresel iklim değişikliğinde bir metafor olarak kullanıldığını anımsatırken, “Ama insanoğlu olarak biz farklıyız, tehlikeyi biliyor, buna rağmen bir şey yapmıyoruz” dedi. Küresel iklim değişikliğinin, nükleer patlamaların herkesi etkilediğini belirten Kozanoğlu, dünya ekonomisi ve enerji üzerine şu değerlendirmeleri yaptı:
“Dünya ekonomisinde önemli bir durgunluk söz konusu. En önemli girdi enerji olduğu için petrol fiyatlarında düşüş var. Buradaki faktör, finanslaşma. Emtia fiyatlarının yukarı çıkacağına dair inanç hep spekülasyonu getiriyor. Petrol fiyatlarındaki düşüşe ilişkin senaryolar var. Bunun arkasında jeopolitik güçler var mı?  İki tez var. Birincisi; dünyada son 5 yıldaki petrol üretiminin yüzde 50`sinden fazla ABD kaynaklı. Kaya petrolü üretimi piyasa arzını arttırmış durumda. Suudi Arabistan ile ABD`nin stratejik ilişkileri var. Suudi Arabistan, piyasaya verdiği petrolü azaltarak, normalde arzı dengeliyor. Suudi Arabistan, OPEC üyesi ama düğmeye basmadı. İkinci tez şu: Rusya başta olmak üzere Venezüella, İran gibi, şeytan ekseninde düşünülen ülkeler petrol üreticisi olduğu için bu ülkeleri zor durumda bırakmak için petrol fiyatları düşük tutuluyor deniyor.”
İkinci Soğuk Savaş`tan bahsedildiğine, ülkeler arasında yeni saflaşma işaretleri görüldüğüne dikkat çeken Kozanoğlu, “Yeni büyük resimdeki saflaşma şöyle: İran-Çin-Rusya saflaşması. Gerici Körfez ülkeleri, Batı saflaşması” dedi.
Yeni Yeşil Düzen=Yeni Kar Alanı
“Dünyadaki çevresel faktörlerin olumsuz gelişmesi, insanlığın geleceğini tehdit edecek hale gelmesi en büyük endişe” diyen Hayri Kozanoğlu, “yeni yeşil düzen” adıyla yeni kar alanı tanımlaması yapıldığına dikkat çekti. Kozanoğlu, “Obama, Clinton, yeşil ekonominin temsilcisi oldular. Ama onların anladığı yeşil ile bizimki farklı. Onlarınki daha çok dolar yeşiline benziyor” diye konuştu. Artık dünyada “refah paradoksu” kavramından söz edildiğini bildiren Kozanoğlu, refah arttıkça, doğa tahribatının arttığını kaydetti. Bu noktada optimalin bulunması gerektiğini anlatan Kozanoğlu, enerji bölgesinde bulunan Türkiye`nin bundan yararlanamadığını, enerji güvenliği sorunu yaşadığını ifade etti.
Prof. Hayri Kozanoğlu, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Sosyalistlerin iktidar iddiası varsa, birinci maddesi enerjidir. Enerji; kamusal olması gereken sektördür. Sosyalistler kamusal anlayışla çalışmalıdır, enerji sektörü kar anlayışına feda edilmemesi gereken bir sektördür. Sol iktidarda enerji sektörü; kamusal olmalı, çok iyi planlanmalıdır. Enerji kaynakları çok farklı, hepsinin dezavantajları vardır, ama iyi planlanmalıdır. Bu planlamanın da demokratik katılımcı olması gerekir.”

 

 

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arabic AR Chinese (Simplified) ZH-CN Dutch NL English EN French FR German DE Hindi HI Italian IT Russian RU Spanish ES Turkish TR