ENERJİDE TOPLUMSAL MUHALEFET EMO KÜRSÜSÜNDE

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından düzenlenen 10. TMMOB Enerji Sempozyumu’nda, yerel çevre platformları, “Enerjide Toplumsal Muhalefet” başlığı altında sunum yaptılar. Yerel çevre platformu temsilcileri yürüttükleri mücadeleleri anlatırken, mücadelenin ortaklaştırılması ve ulusal kongre yapılmasını önerdiler. EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil de bu önerilere destek vererek, “Sizin mücadeleniz, bizim mücadelemizdir” dedi.

10. TMMOB Enerji Sempozyumu kapsamında Samsun`da 4 Aralık 2015 tarihinde, Sempozyum Yürütme Kurulu Başkanı Teoman Alptürk`ün yöneticiliğinde, “Enerji, Çevre ve Toplum” oturumu düzenlendi. İlk olarak Avukat Yakup Okumuşoğlu “Enerji ve Çevre Hukuki Boyut” başlıklı sunumunu yaptı. Enerji üretim ve dağıtım özelleştirmeleri yapılırken, su kullanım hakkı anlaşmaları ile de akarsuların 49+49 yıllığına özel sektöre satıldığını kaydeden Okumuşoğlu, şöyle konuştu:
“Enerji faaliyeti kamu hizmeti olarak görülmesinden çıkartılıp kar-zarar ekonomisi kapsamına ele alınması ile ülkenin dört bir yanındaki akarsuların ‘hidrolik kapasiteleri` özel sektör tarafından adeta kapışılmıştır. Kar etme dışında kaygısı olmayan özel sektör, akan her suyu ekonomik olarak değerlendirilmemiş boşa akan bir doğal kaynak olarak görmüştür. Neticede Anadolu`da 2 bin civarında küçük orta büyük, 10 bin civarında ise mikro hidroelektrik santral için proje oluşturulmuştur. Anadolu kırsal yaşamının temeli akarsular ve bu alanlarda kültürler maalesef ortadan kalkmak üzeredir. 2 bin civarı orta-büyük ölçekteki HES`in inşasının 2023 yılında tamamlanması planlanmaktadır. Tümü inşa edildiğinde ortalama bir hesapla 10 bin kilometre boyunca akarsularımız kanal, boru ya da tünellere hapsedilmiş olacaktır. Akarsular, ancak denize, göle ya da bir başka nehire katıldığı noktada izlenebilir hale gelecektir.”
Ardından “Enerjide Toplumsal Muhalefet” başlığı altında da yerel çevre platformlarına söz verildi.
Can Suyu Eleştirisi
Derelerin Kardeşliği Temsilcisi Ömer Şan, HES`lerde uygulanan can suyu yaklaşımını eleştirerek, “Can suyu, ölüm yatağındaki insanın dudağına pamukla verilen sudur. Su, ekosistemin hakkıdır. HES enerjisi, ayakkabı kutusuyla taşınmayacak, yüksek gerilim hatlarıyla taşınacak” diye konuştu. Şan, Yeşil Yol Projesi`ni de şöyle eleştirdi:
“Yeşil Yol denilen çalışma, 2011 yılında Doğu Karadeniz Master Planı`nın bir parçasıdır. Samsun`dan Artvin`e kadar uzanan 8 yaylayı birleştirecek projedir; yeşil kalemle çizildiği için ‘Yeşil Yol` denmektedir. Vadiden giremedikleri yerlerimize, kapıdan-bacadan girme çabasıdır.”
Şan, 25 yıldır koruma altındaki Anzer Yaylası`nda Koç Grubu`na maden arama ruhsatı verilirken, “ÇED gerekli değildir” kararı verilmesini eleştiren Şan,  “Bu çok üzücü ve düşündürücü bir durumdur” dedi.
Amasra`da Çevre Katliamına Geçit Yok
Bartın Platformu`ndan Prof. Dr. Erdoğan Atmiş, “Termiksiz yaşam mücadelesi veriyoruz. Amasra`ya 150 MW gücünde termik santral yapmak istiyorlar. Amasra`da çevre katliamına izin vermeyeceğiz, mücadeleyi bırakmayacağız” mesajlarını verdi.
Çeşme Sürdürülebilir Yaşam Platformu`ndan Esen Fatma Kabadayı Whiting, Çeşme`nin Türkiye`nin en kıymetli topraklarından biri olduğunu vurgulayarak, rüzgar türbinleriyle ilgili eleştirilerini şöyle sıraladı:
“Çeşme çok özel bir mikro iklime sahip. En kokulu salepler ve sakız bölgeye endemik. Çok verimli. Ama rüzgar türbini istilasındayız. Yarımada elimizden gidiyor. Marina`dan Alaçatı`ya kadar türbinler, plansız şekilde dikiliyor. Acele kamulaştırma kararlarında projenin yerini bile öğrenemiyorsunuz. Marinaya, rüzgâr türbini kurmanın anlamı ne? Kalenin içinden türbin çıkıyor. Türbinler civarında iletim hattı yok, altyapı yok.”
Ulusal Kongre Önerisi
Tüm çevreci inisiyatiflerin Ulusal Kongre altında toplanmasını öneren Kabadayı Whiting, “Bütün çevreci inisiyatifleri Samsun`da mı, Erzurum`da mı, Sivas`ta mı toplarız bilmiyorum. Ulusal bir Kongre toplamalıyız. Milleti kurtarmanın yolu budur” dedi.
Tonya Çevre Platformu`ndan Bekir Uzunoğlu, çevreci mücadelesi nedeniyle kendisine “komünist, marjinal, devrimci” gibi sıfatlar konduğunu belirterek, “Evet ben devrimciyim, sistemi yıkmaya çalışıyorum. Bu suçsa, huzurunuzda işliyorum” dedi. Uzunoğlu, Tonya`ya taşocağı kurulmak istendiğini ifade ederken, “Bizim burada zilliyet hakkımız var, sonuna kadar kullanacağız. Yıllardır burada yaşıyoruz. Taş ocağının faydası ne? Bize anlatsınlar. İstihbaratı, polisi, jandarmayı üzerimize sürüyorlar” diye konuştu.
Geçen yıl yitirdiği annesinin ölmeden önce kendisine “Onlar güçlü, bizi yenecekler” dediğini aktaran Uzunoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ama ben anneme söz verdim, mücadele ettim, yılmadım. Bu mücadeleler sonucunda 16 taş ocağı projesi kaldırıldı. Anneme verdiğim sözü tuttum, bu gururu yaşıyorum, mücadele eden tüm arkadaşlarımı kutluyorum.”
Yerel Direnişten Genel Direnişe
Munzur Çevre Derneği adına söz alan Hatun Esen, Munzur Yarımadası`nda yapılacak barajların iklim değişikliğine sebep olacağını söyledi. Esen, eleştirilerini şöyle dile getirdi:
“85 kilometre uzunluğundaki Munzur Vadisi; 4 baraj ve 5 HES projesi ile yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Ülkemizde hukuk sistemi işlemiyor. HES`ler ile Munzur Nehri`nin akışı değişecek, endemik bitkiler yok olacak, biyolojik çeşitlilik ortadan kalkacaktır. İklimin değişmesi ile doğal denge bozulacaktır.”
“Aşırı kar anlayışına” dayanan sistemin tehlikeli olduğunu vurgulayan Esen, ortak hareket etme önerisini şöyle ifade etti:
“Konu, sınıf mücadelesinden ayrı düşünülemez. Biz Tunceli`de doğru da yapsak, hep yanlış anlaşıldık. Kendimizi anlatamadık. Bu nedenle ki mücadelemizi birleştirmeli, setler oluşturmalıyız. Yerel direnişleri genel direnişe çevirmeliyiz. Direnen kadınlarımızı öncelikle selamlıyoruz. Munzur`dan, Hopa`ya kadar mücadele edenler kazanacaktır. Yeter ki dayanışma içinde olalım. Derelerin özgür akacağı, yağan yağmur sonrası toprak kokusu alacağımız günleri yaşamak istiyoruz.”
Sinop Nükleer Karşıtı Platform (NKP) adına konuşan Saygın Doğan, 1994 yılında 32 sivil toplum kuruluşunun birlikte hareket etmesiyle başladıkları yolculuğun 2006 yılında 55 bileşene ulaştığını belirterek, “Bugün de Sinop NKP adı altında faaliyet yapmaya başladık. ‘Mücadele edenler her zaman kazanmayabilir, ama kazananlar her zaman mücadele edenlerdir” sloganıyla hareket ediyoruz. Sinop`ta kurulmak istenen nükleer santrala karşı direneceğiz” diye konuştu.
Kazım Amca Kürsüde
Rize Andon Vadisi`nden kamuoyunda ineğini satıp davalar açan Kazım Amca olarak bilinen Kazım Delal, çevreci mücadelesinden dolayı hakkında açılmış 8 dava olduğunu vurgulayarak, “Davalardan önümü alamıyorum. Taşoacağı, HES, dere yağmacılığı, içme suyu hakkı gaspı… Tüm bu konulara ilişkin davalarım var” dedi.
Yerel çevre platformlarının sunumundan sonra söz alan EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil,  sunumlarda dile getirilen görüş ve önerilerden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Yeşil, “Her gün bir şey öğreniyorum, hala da öğrenmeye devam ediyoruz. Bu sempozyumdan da aldığım ders çok” mesajını verdi. Çeşme ve Munzur platformlarının ortak hareket etme önerisinin dikkate değer olduğunu vurgulayan Yeşil, “Elimizden geleni yapmaya çalışacağız. Sizin mücadeleniz bizim mücadelemizdir” mesajını verdi.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arabic AR Chinese (Simplified) ZH-CN Dutch NL English EN French FR German DE Hindi HI Italian IT Russian RU Spanish ES Turkish TR