SİNOP’TA NÜKLEER SANTRALLAR TARTIŞILDI

10. TMMOB Enerji Sempozyumu’nun son günü Sinop’ta nükleer santrallar depremden, anlaşma içeriğine ve kapitalist sistemdeki yerine varıncaya kadar farklı boyutlarıyla değerlendirildi. EMO Enerji Çalışma Grubu Başkanı Nedim Bülent Damar, Sinop Nükleer Anlaşması’nın maddelerinin arasına saklanan gerçeklere ilişkin saptamalarını aktardı. Lisans gibi mevzuata ilişkin kolaylıklar sağlanacağının ayrıca belirtilmesini bazı eksikliklere göz yumulacağı anlamına geldiğini belirten Damar, öngörülen atık bedelinin nükleer atık maliyetini karşılamayacağını bildirdi.

Nükleer Santral Gafleti İçindeler
EMO Yönetim Kurulu Üyesi Erdal Apaçık`ın yönettiği “Nükleer Enerji” oturumunda, ilk olarak Sinop NKP Temsilcisi Zeki Karataş bir sunum yaptı. Sinop`un doğal ve tarihi güzelliklerine dikkat çeken Karataş, bu coğrafyanın geçmişinin milattan önceye uzandığını anlatırken, “Geçmişine sahip çıkmayanların gelecekleri de olmayacaktır diyoruz. Böyle bir yarımadaya nükleer santral yapmak gibi bir gaflet içinde iktidar” diye konuştu. Karataş, 26 Aralık 2013 tarihinde 10.5 kilometrekarelik bir alanın bedelsiz olarak 22 Eylül 2016 tarihine kadar tahsis edildiğini, bu alanda Japonlar ve Fransızların çalışma sürdürdüklerini kaydetti. Çernobil Faciası`nı, bu faciadan önce ve sonra gerçekleşen nükleer kazaları anımsatan Karataş, bölgedeki nükleer santrallara karşı mücadeleyi de tarihse olarak şöyle aktardı:
“1994 yılında biz ölüler elektrik kullanmaz diye yola çıktık. Kanser, yaşadığımız bir gerçek. Yola çıkışımızda bunun da bir etkisi oldu. Enerji ihtiyacı var diye, 1970‘li yıllarda enerji furyası ortaya çıkarmışlardı. Birinci Akkuyu, ikinci Sinop‘tu. Nükleer belasıyla Türkiye`nin tanışması 1956`ya dayanır.”
Sinop`ta Depremsellik ve Kapitalizmin Mekan Tahribatı
Sinop Üniversitesi`nden Yrd. Doç. Dr. İrfan Mukul ise, Sinop`un öncelikle depremsellik haritasının düzeltilmesi gerektiğini bildirdi. “Deprem ve beraberinde tsunami riski çıktı” diyen Mukul, çökme sonucu ria kıyılarının oluştuğunu anımsatırken, Sinop`un tektonik bir yapıya sahip olduğunun altını çizdi. Başka illerdeki büyük depremlerin de civar illerde, hatta daha uzak illerde tahribat yarattığına ilişkin örnekler veren Mukul, “Kuzey Anadolu Fayı‘ndaki depremler de Sinop‘u etkileyecek, tsunamiye neden olacaktır, yerel faylar da bu etkileri gösterebilecektir” dedi.
Kapitalist toplumsal üretim ilişkilerinde mekanın yerine değinen Mukulu, mekanın da bu tüketim içinde “yıkımın adresi” olduğunu anlattı. Nükleer santrallardan ortaya çıkan atıkların uygun koşullarda saklanması zorunluluğunun “kapitalizmin tahammül edemeyeceği” bir yük olduğuna dikkat çeken Mukul, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Maliyet artışı kapitalizm için uzak durulması gereken bir şeydir. Ne yapar eder bu atıklardan en ucuz maliyetle kurtulmaya çalışır. Onun kurtulması ise binlerce yıl sürecek halk sağlığının bozulması demektir. Özellikle atık su sorununda, santralların kendilerine çok pahalı gelmesi nedeniyle nükleer santrallardan vazgeçilme süreci başlamıştır. Atık sorununa bir çözüm yolu bulup, maliyetleri düşürdüklerinde ya da yakıtlar tükendiğinde yine nükleer santral başlatacaklardır. Etrafımızda çok sayıda temiz kaynak bulunurken, riski ne kadar düşük olursa olsun, neden bu santrallara razı olunsun? Her gün patlama korkusuyla yaşansın? Neden bombanın yanı başında ömür geçirilsin? Son olarak patlama olmaksızın kanser vakalarında artış bilimsel çalışmalarla tespit edilmiştir. Bna rağmen bu santrallar nasıl yapılıyor anlayabilmemiz için kapitalizmin mekanı nasıl üretmeye, nasıl dönüştürmeye çalıştığına bakmamız gerekiyor.”
Uluslararası Anlaşmada Hukuki Sıkıntılar
Hacettepe Üniversitesi`nden Doç. Dr. Sedat Çal, “Ülkemizde Nükleer Santralların Gerçekleştirime Sürecinin Hukuksal Değerlendirilmesi” başlıklı sunumunu yaptı. Çal, nükleer santrallarla ilgili tartışmaların kazaların ardından yoğunlaştığına dikkat çekerken, Türkiye`deki sürece ilişkin şunları söyledi:
“Ülkemizde nükleer enerjiye geçiş, kimi zaman enerjide dış bağımlılığın azaltılması, kimi zaman uygun bedelle enerji sağlanarak ülke ekonomisinin rekabet gücünün artırılması gibi stratejik veya ekonomik kimi gerekçeler üzerinden ortaya konulagelmiştir. Bu yönde ilk başlarda uluslararası ihaleye çıkma yoluyla yapım işinin klasik finansman modeli üzerinden gerçekleştirilmesi öngörülmüştür. Ne var ki, bu düşünce, ya ihaleye çıkılma planlarından ekonomik kriz ve sair gerekçelerle vazgeçilmesi veya ihaleye çıkılmasına karşın uygun önerilerin getirilmediği gibi gerekçelere dayanılarak sonuçlandırılamamıştır. Akabinde bu kez ihaleye çıkılmaksızın siyasal iktidarın tercih ettiği kimi ülkelerle doğrudan uluslararası andlaşmalar imzalamak suretiyle, yabancı devletlerin kamu veya özel şirketleriyle sözleşmeler imzalamak suretiyle gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.”
Uluslararası anlaşma kurgusundaki hukuki sorunu, “rekabet koşullarına uyulmaksızın”, “iç hukukun baskılanması” olarak tanımlayan Çal, Japonya ile Sinop için imzalanan uluslararası anlaşmanın oldukça karmaşık boyutlar içerdiğini kaydetti. Maliyet ve koşulları itibarıyla ihalesiz nükleer santral yapımının ayrı bir sorun oluşturduğunu ifade eden Sedat Çal, normalde bunun hukukta imtiyaz sözleşmesi olduğunu, imtiyaz sözleşmelerinin Danıştay denetiminden geçmesinin de 1999 yılında baltalandığını belirtti. “İmtiyaz sözleşmesini uluslararası anlaşma hukukuyla delmek de işin hukuksal bir başka garabetini oluşturuyor” diyen Çal, bu tür ihalesiz “ben-sen” ilişkisiyle yapılan işlerin faturasını da kamuoyunun ödediğine işaret ederek, şöyle konuştu:
“Hem gelir adaletsizliğiyle ödüyoruz, hem liberal deyip, liberal olmayan uygulamalarla yapılmakta, alım garantisi bu anlamda başka bir garipliktir. Nükleer yapılacaksa, piyasaya en fazla şunu dersiniz, ticari şirketler şu kadar nükleer santraldan almak zorundadır dersiniz, hiç olmazsa nükleerden oluşacak riski de ticari şirketler üstlenir.”
Nükleerde Rüşvet İlişkisi
10. TMMOB Enerji Sempozyumu`nun son etkinliği de Sinop`ta “Enerji Politikalarının Bölgesel Etkileri ve Nükleer Santrallar” başlığı altında gerçekleştirilen panel oldu. Paneli yöneten EMO Samsun Şube Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özdağ, nükleer karşıtı miting için geldikleri Sinop`ta boğularak hayatlarını kaybeden Soner ve Öner Balta ile Güneş Korkmaz‘ı anarak paneli başlattı. Özdağ, bütün partilerin çağrılı olmasına rağmen yalnızca bir tane katılım olduğunu belirtti.
HDP adına panele katılan Yusuf Gürsucu, “Bugün nükleer santrallar nükleer sermaye piyasa bulamadığı için ancak rüşvet yollarıyla bu piyasalara giriyor” dedi. Mesut Yılmaz dönemini örnek veren Gürsucu, Ecevit Hükümeti döneminde bu nükleer santral girişiminden vazgeçilmesiyle dönen dolarların çok konuşulduğunu ifade ederken, “Şimdi bilmiyoruz kaç liralar dönüyor?” diye konuştu. Türkiye`nin elektrik sisteminin enterkonnekte bağlantıları yoluyla, enerji nakil hatları kurulmasıyla enerji üreticilerine inanılmaz bir piyasa yaratıldığını anlatan Gürsucu, gündemdeki iklim değişikliği zirvesiyle ilgili de şu değerlendirmeleri yaptı:
“Kyoto`nun bize sunduğu tek şey, temiz havanın metalaştırılması oldu. Temiz enerji üretenlerle, kirli enerji üretenler arasında bir borsa alışverişi. Karbon salımı çok ve az olan ülkeler arasında bir ticari alışveriş ortaya çıktı. Bugün Paris‘te yapılan toplantılara baktığımızda da orada bir film oynanıyor. Sözde karbon salınımını belli seviyelere çekmelerini planladıklarını söylemelerine rağmen bunu pek görmüyoruz. Konvansiyonel yolla üretilen petrol ve doğalgaz tükenmek üzere. Kapitalizm birikim sürecinden vazgeçmiyor. Petrol bittiğinde bunun yerine başka bir şey koymaya çalışıyorlar. Güneşti, rüzgardı derken aslında yapmak istedikleri sermayeye yeni bir birikim yolu açmak. Kapitalizmden kökten kurtulmadan bu süreci tersine çevirmek, idame ettirmek olanaksız görünüyor.  Onun dayattığı üretim süreçlerini tüketim kültürünü reddeden bir hayatı örmemiz gerekiyor. Mevcut burjuva partileriyle bunu sürdürmek mümkün değil. Bunun için en önemli argüman, özyönetim, özerklikler olabilir.”
Enerjide Fazla Yatırım Zararı
EMO Enerji Çalışma Grubu Başkanı Nedim Bülent Damar ise Sinop Nükleer Santralı için yapılan anlaşmanın kapsamlı bir incelemesini sundu. Enerjisiz bir hayatın olamayacağını, bu nedenle de enerjinin kamu hizmeti olduğunu vurgulayan Damar, elektrik yatırımlarında gelinen noktayı ve merkezi planlama ihtiyacını şöyle anlattı:
“Kaynakların çok önemli bir çoğunluğu doğal kaynak. Sen bütün halkın malını kullanırken, yerel planlama ile yapamazsın, merkezi yapmalısın. Bizde 72 bin 500 MW güç yaratmışız, dünya standartlarına göre üreteceğiniz elektrik 386.5 milyar kWh, sizin tükettiğiniz 260 milyar kWh. Yani mevcut dünyadaki kaynakları fazlasıyla kullanmışsınız. Fazlasıyla yatırım yapmışsınız. Sonuçta bir arz fazlası yaratmışsınız. Planlama eksikliği nedeniyle bunu yaratmışsınız. Elektrikte yüzde 10 en fazla yüzde 20 fazlasına ihtiyaç vardır. Yüzde 50 fazla olmaz. Burada şu söylenebilir: ‘Santrallar tam kapasiteyle çalıştırılmıyor.` Senede 3 bin saat çalışması için termik santral yapılmaz. Bu bir kaynak israfıdır. Yanlış yaptıysanız da memleketin hali bu derseniz, doğal kaynakları yani benim malımı harcamış olursunuz. Buna da kimsenin hakkı yok.”
Fiyat Artışında Sıçrama Yaptık
Devletin toptan alım ve satım şirketi olan TETAŞ`ın 2002`de elektriği 6.82 kuruşa alırken, 2014‘te 17.2 kuruşa aldığına dikkat çekerken, elektrik fiyatlarının gelişimiyle ilgili şu bilgileri verdi:
“Mesken kullanıcılarının elektrik fiyatı da 3 misli artmış. Yani piyasaya geçildiği yıllarda elektrik fiyatı ucuzlamamış, 3 misli artmış. OECD‘nin son raporuna baktığımız zaman da mesken fiyatları 2006-2014 yılı arasında 1.6 misli artmış, Türkiye mesken fiyatları açısından OECD`nin 2006 yılında yüzde 20 altındayken, 2014`de yüzde 9 üzerine çıkmış. Yalnızca ülke bazında değil, dünyadaki fiyat artışlarında da yukarı doğru bir sıçrama yapmış.”
“Sürekli ve kaliteli hizmet” noktasında da büyük sorunlar olduğuna değinen Damar, “31 Mart‘ta elektrik çökmesi bizim ülkemizde oldu. Bunun nedeni bizim merkezi planlamamızın olmaması. Elektrik üretim kümelenmelerinin 3 merkezde toplanması, bunları taşıyacak iletim hatlarının taşıyacak nitelikte olmaması, 500 MW taşıyacak hattı 900 MW ile yüklerseniz, sonuçta bugün olmazsa yarın olacak” diye konuştu.
İklim değişikliğiyle ilgili verilen taahhütlerin de kömür santrallarına verilen lisanslara bakıldığında anlamlı olmadığını belirten Bülent Damar, “Dolayısıyla iklim açısından da kağıt üzerinde hedefi olabilir, ama gerçekte yok. Çünkü bu santrallar yapılıyor” dedi.
Sinop Nükleer Anlaşması`ndaki Örtülü Gerçekler
Sinop Nükleer Santralı için anlaşmalar yapıldığını, henüz şirketin kurulmadığını kaydeden Damar, anlaşmaya ilişkin ayrıntılı saptama ve değerlendirmelerini özetle şöyle aktardı:
“- Proje şirketine saha bilabedel tahsis ediliyor ve bütün altyapı devlet tarafından yapılıyor.
– Proje için, onay, izin, lisans verilmesi kolaylaştırılacak deniliyor. Bu madde ne demek? Siz bir işi normal yaparsanız, zaten izin, onay, lisansınızı da alırsınız. Demek ki bu madde, bazı eksiklikleriniz olsa da size kolaylıklar gösterilecek demek. Bu özellikle ÇED raporlarında çok önemli bir hale geliyor. Geçmişten gelen bir kanuna dayanıp, önce ÇED‘e Akkuyu‘nun ihtiyacı yoktur dediler. Uluslararası baskıyla yaptılar.
– Burada 4 tane ATMEA-1 tipi reaktör yapılacak. Şu anda böyle bir çalışan reaktör yok, ama yapılmakta olan var. Şirket bir fizibilite raporu hazırlayacak. Devlet bu hususları kabul edecek.
– Elektrik Satış Anlaşması`nda 10.80-10.83 kilovatsaat/ABD sentidir diye yazmış. 20 yıl süreyle alım garantili. 20 yılın ortalamasıdır tarife diyor. Bütün bu santrallar kredi ile yapılıyor. Ben bugün 30 sentten satacağım, diğer gün 5 sentten satacağım diyebilecek. Bu nedenle fizibilite raporu önemli. Yani ‘Ancak bu koşullarda krediyi ödeyebileceğim` diyecek.
– Elektrik kaybı en fazla yüzde 2 olacaktır. 20 yıllık hayatı boyunca belli bir yük içerisinde çalışacak demektir.
– Yakıt masrafı tarifeye dahil değil. Uranyumun 1 kilovat saate etkisi 1 sente geliyor. ABD‘de 0.52 sent Ama kendi içinde yaptığı zaman bu fiyat. Bunun Türkiye‘ye getirilmesi, depolanması, nakdi sigortalanması falan 1 sente getiriyor. Dünyada nükleer yakıt yapan, doğadan çıkan uranyumu zenginleştirip santral ve reaktörlerde kullanmaya elverişli hale getirebilecek 5 ülke var. Yarın bu fiyatın yükselmeyeceği belli değil. Şu anda Rusya ile Çin bir tarafta, ABD, İngiltere ve Fransa bir tarafta dengeliyorlar. Bu dengenin ne kadar süreceğini bilmiyoruz.
– Japon şirketi bu santralın ömrü boyunca yüzde 51‘ine sahip oluyor. 20 yıl boyunca bu santralın sahibi 20 yıl sonra satar giderim istersem diyor. Satıp gitmesi bütün riskleri sattığı kişiye bırakması demek.
– İlk 20 yıl boyunca devlet sen yüzde 95 kar al, ben yüzde 5 kar alayım diyebilecek.
– Sinop‘ta nükleer yakıt imalat fabrikası kuracak dediler. Bu anlaşmada ise Japonya ile Türkiye nükleer yakıt fabrikası kurma yönünde işbirliği yapacaktır diyor.
– Kilovatsaatte 0.15 sent, yakıtın bertaraf edilmesi; yine 0.15 sent yakıtın depolanması için şirket devlete verecek, sorumluluğu bitecek. Bu da 4 milyar 264 milyon dolara ne yakıtı bertaraf edecek, ne de depolayacak yer kurmana da imkan yok.”

 

 

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arabic AR Chinese (Simplified) ZH-CN Dutch NL English EN French FR German DE Hindi HI Italian IT Russian RU Spanish ES Turkish TR